Can mı, GDO'lu patlıcan mı? | " /> Can mı, GDO'lu patlıcan mı? | "/>

En Sıcak Konular

Can mı, GDO'lu patlıcan mı?

24 Şubat 2010 10:59 tsi
Can mı, GDO'lu patlıcan mı? "Güçlü dayanıklı ve üretken tohumlarımızın, genleriyle oynanmış güçsüz ve köleleştirilmiş tohumlarla karışmasına izin vermeye, gıdamızın geleceğini tehlikeye atmaya kimin hakkı olabilir?"

Oya Ayman Özesmi'nin yazısı...

Can mı, GDO’lu patlıcan mı?

Meclis'te bu hafta görüşülmesi beklenen biyogüvenlik yasa tasarısı gündeme düşen Balyoz planı yüzünden ertelenecek mi? Yoksa geçecek mi?

Hindistan GDO’lu patlıcanı yasakladı. Üstelik bu yasaklama, Hindistan Çevre Bakanı’nın yaptığı kamuoyu araştırması sonucu getirildi. Hindistan kamuoyu GDO’ya karşı tepkisini dile getirdi. Hindistan hükümeti de GDO’lu patlıcan istemeyenlerin sesini duydu ve yasaklama kararını aldı. İskoçya'nın Çevre Bakanı ise "GDO’ya ayak direyen diğer milletlerle omuz omuza savaşmaya hazırız" diyerek GDO’ya karşı küresel mücadelenin yolunu açtı...

Peki bizim Çevre Bakanımız ne yapıyor?

Genleriyle oynanmış gıdaların Türkiye’ye girmesini izliyor.  Tarım Bakanlığı ise GDO’lu bebek mamalarının ithalini yasaklayan ve çeşitli itirazların ardından artık bir yapboz tahtasına dönen GDO’lu ürünlerin ithalatı, iİşlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimiyle ilgili yönetmeliğin yürürlüğe gireceği 1 Mart’ı bekliyor. Peki, 1 Mart’a kadar mama yiyen bebeklerin karşı karşıya kalacağı risklerin* hesabını kim soracak? Ya da GDO’lu ürün yiyen çocuk, genç ve yetişkinlerin karşı karşıya kalabileceği risklerin* hesabı kimden sorulacak?

Türkiye, genleriyle oynanmış ürünler için hâlâ açık bir kapı... Gıdamızın geleceği, bütün dünyada GDO üretimini ve ticaretini elinde bulunduran Monsanto, Aventis gibi çoğu uluslararası şirketin elinde. Yüzlerce yıldır kuraklık gibi her türlü sert iklim koşuluna dayanmış bugüne kadar gelmiş atalık yerel tohumlarımız GDO’lu tohumlarla karışma ve yok olma tehdidi altında. Öyle ki, çevredeki arazilerden ürünlerine Monsanto patentli gen bulaşan ABD’li çiftçiler sadece rüzgâr o yönden esti diye binlerce dolarlık tazminatlar ödemek durumunda bırakılırken, bizim atalık tohumlarımız da hayvan yemi olarak ülkeye giren mısır ya da soyadan karışabilecek bir kaç gen yüzünden sonsuza dek yok olabilir. Öyle ki Anadolu hâlâ iklim değişikliğine uyum sağlayabilecek denli sağlam yerel tohumlara sahipken, çoğu yurt dışından ithal kimyasal tarım ilaçlarıyla ayakta durabilen, kimliksiz, hem kendi zayıf hem de onu yiyenleri zayıflatan güçsüz tohumlara mı terk edilmeye çalışılıyor? Güçlü dayanıklı ve üretken tohumlarımızın, genleriyle oynanmış güçsüz ve köleleştirilmiş tohumlarla karışmasına izin vermeye, gıdamızın geleceğini tehlikeye atmaya kimin hakkı olabilir?

Hindistan Çevre Bakanı kamuoyu yoklaması yapıp halkın ne istediğini anlamaya çalışırken, Türkiye’de Çevre Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı, her geçen gün bir uyuşturucu bağımlısı gibi daha fazla pestisid (böcek ve ot öldürücü tarım ilaçları) isteyerek* suyumuzu, toprağımızı ve gıdamızı zehirleyecek GDO’ların biyolojik çeşitliliğimizi, atalık tohumlarımızı tehlikeye atmasını izlemeyi sürdürecek mi?

GDO’lu ürünlerin sağlık riskleri henüz tam olarak bilinmiyor. Alerjik reaksiyonlara yol açabiliyor, antibiyotiklere karşı direnç oluşturabiliyor veya gen girişinden dolayı oluşan bazı olumsuz etkilere neden olabiliyor. Örneğin fındığın içindeki bir maddeye alerjisi olan bir insan bu maddenin aktarıldığı bir ürünü yediğinde alerjik reaksiyon gösterebiliyor.

Taze sebze ve meyvede henüz çok fazla risk olmadığı söylense de Türkiye, dünyanın en büyük GDO’lu soya ve mısır üreticilerinden olan ABD ve Arjantin’den gıda ve yem amaçlı mısır ve soya fasulyesi ithal ediyor. Genetiği değiştirilmiş mısır ve soya ile beslenen hayvanların eti, mısır ve soyadan üretilen lesitinli ürünler, yağ, un, nişasta, glikoz, fruktoz, bisküviler, tatlılar ve çikolatalar ailemiz, çocuklarımız tarafından tüketiliyor.

Sayıları her geçen gün artan bilinçli tüketiciler, GDO’lu tohum kullanılmasının yasak olduğu ve bu yasağın da denetlenerek sertifikasyona tabi tutulduğu ekolojk (organik) ürünleri alarak GDO’dan sakınmaya çalışsa da örneğin pamuklu bir tişört ya da pijamada bile GDO olabiliyor.

Eğer bu hafta mecliste görşülmesi beklenen biyogüvenlik yasasıyla gerekli tedbirler alınmazsa istenmeyen genler atalık tohumlarımızı, ürünlerimizi, gıdamızı ve dolayısıyla sağlığımızı ve ekonomimiz için büyük bir tehdit oluşturmayı sürdürecek.

Türkiye, dünyanın en önemli gen kaynaklarına sahip bir ülke olarak, kendi değerlerinin farkına varmalı ve asıl verimlilik ve açlıkla mücadelenin GDO’ya izin vermek değil GDO’yla mücadele etmekle olabileceğini görmeli ve bir an önce GDO’ya karşı önlemler almalıdır.

Mecliste bu hafta görüşülmesi beklenen Biyogüvenlik Yasa Tasarısı adeta bir saatli bomba gibi; GDO’nun Türkiye’ye hangi denetim ve kontrollerle sokulabileceğini maddeleştiriyor. Yasa tasarısında yer alan maddeler GDO’nun tehlikeleri ve riskleri* konusunda o kadar çok atıf yapıyor ki taslağı okuyunca insanın aklında “Madem bu kadar riskli, kontrolü bu kadar zor, izinsiz GDO’lu ürün satan ve GDO’lu tohum ekenlere ağır hapis ve para cezaları verilecek, o zaman Türkiye’nin ne zoru var da GDO’yu toptan yasaklamıyor?” sorusu geliyor. Evet, yıllardır bir biyogüvenlik yasasına ihtiyacımız var ama bu yasada GDO’nun serbest dolaşımının, hangi oranlarda ithal edileceğinin ve deneme ekimlerine kimlerin izin vereceğinden çok, yerel atalık tohumlarımız, biyolojik çeşitliliğimiz ve biyogüvenliğimiz öne çıkarılmalı.Hükümet, bu hafta meslite görüşülmesi beklenen Biyogüvenlik Yasa Tasarısı ile bir seçim yapacak: Seçeneklerden biri şu: Genleriyle oynanmış ürünlerin canlıların vücudunda ne tür hastalıklara veya arazlara yol açabileğinin farkında olmadan denek olarak kullanılan insan ve hayvanlar; daha fazla verim adına her geçen gün daha fazla kimyasal tarım ilacı istediği için giderek kirlenen su ve topraklar; atalık yerel tohumları ve bitkiçeşitliliği yok olmuş, uluslarararası şirketlerin verdiği numaralandırılmış ve tek seferlik tohumlara bağımlı bir ülke... Bunun yanında gıda bağımsızlığını kaybetmiş bir ülkeye uygulanabilecek yaptırımların tehdidi...

İkinci seçenek ise, kendi kendine yeten verimli topraklar, daha fazla tarım ilacıyla kirletilmemiş doğal kaynaklar, her türlü iklim koşulunda yetişen kuraklık ve hastalığa karşı sigorta niteliğindeki atalık tohumlarla yerel çeştililiğini, zenginliğini koruyan, bu sayede gıda bağımsızlığı ile dünyaya örnek olabilecek bir ülke...
Aklı selim olan hangisini seçer, ona da siz karar verin...

Oya Ayman Özesmi

* ABD'de The Organic Center tarafından yapılan bir araştırmaya, tarımda kullanılan ilaç miktarının transgenik tarım nedeniyle önemli ölçüde arttığını ortaya koydu. Araştırmaya göre 1996 ile 2008 arasında transgenik tarımda 143 milyon kg ek tarım ilacı kullanıldı. ABD Tarım Bakanlığı'na bağlı Ulusal Tarım İstatistikleri Servisi'nin (NASS) verilerini temel alan araştırmada, glifosat kullanımımdaki artışla ilgili NASS verilerine yer veriliyor. Buna göre 1996'dan beri glifosat kullanımı pamukta üç katına, soya fasulyesinde iki katına çıkarken, mısırda yüzde 39 artmış durumda.
* Örneğin, önde gelen bilim dergisi Nature’da 2007’de yayınlanan bir çalışma, genlerin karmaşık bir ağ içerisinde, bizim henüz anlayamadığımız yollarla birbirlerine tepki verdiği, birbirleriyle etkileşime geçtiği ve kaynaştığını ortaya koymuştur (*). Bu araştırma GM ürünlerinin güvenilirliğine dair ciddi soruların doğmasına neden olmuştur. 

* GM üretimi kanolanın kullanılmaya başlanması biyoçeşitliliğe ciddi etkilerde bulundu. Örneğin, İngiliz hükümetinin bir çalışmasında GM üretimi kanolaların bulunduğu yerlerde kelebek oranının %24 azaldığı, çünkü buralarda bu kelebeklerin beslenebileceği daha az çiçeğin (dolayısıyla da nektarın) bulunduğu saptandı. Dahası, kuşlar için de daha az tohum bulunuyordu. GM üretimi soyalarda Roundup’ın kullanılması toprak sağlığına olumsuz etkide bulunuyor, topraktaki nitrojen düzenleyici bakterilerin sayısında azalmaya yol açıyor. (www.truefood.org.au)
* Avustralya Kamu Sağlığı Örgütü ve İngiliz Medikal Örgütü gibi önde gelen sağlık kurumları, GM üretimi gıdalarla ilgili çeşitli kaygılarını dile getirdi ve zorunlu testlerin yapılması çağrısında bulundu. GM üretimi gıdalarla ilgili üç temel kaygı şunlar: Gıdalarımızdaki böcek ilacı seviyesinin artması potansiyeli; bilinmedik veya umulmadık proteinlerin, zehirlerin ve allerjilerin gündeme gelmesi; GM üretimi bitkilerde antibiyotiklere dayanıklı genlerin kullanımı... 2007 tarihli bir makalede, insanların kullanımı için onaylanmış bir GM üretimi mısır çeşidiyle beslenen farelerin karaciğer ve böbreklerinde zehirlenme bulguları rastlandığı belirtiliyor. (www.truefood.org.au)

ntvmsnbc



Bu haber 638 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,186 µs