En Sıcak Konular

Kanserden Korunma



Kanserden Korunma
10 Temmuz 2010

Güneşten korkmayın



14-16 haziran 2005 tarihlerinde Akşam gazetesinde yayınlanan bu güzel yazı Dr. Murat Kınıkoğlu tarafından kaleme alındı:
 
Havuzun yanındaki şezlonga uzanır uzanmaz yağlananlardan mısınız?

Önce havlu serilir, sonra kutsal yağlanma töreni başlar, güneş gözlüğünü taktıktan sonra etrafa cool bir bakış ve yatış... Aman dikkat edin avuç içleri yukarı bakacak... İşi bilenle bilmeyen, havuz profesyoneliyle acemi çaylak buradan ayrılıyor... Bu işi bilenler yağı büyük bir ciddiyetle ve belirli bir organ sırası takip ederek kollarından başlayıp tüm vücutlarına dikkatlice sürerler... Saatlerce... Zinhar bir milimetrekareleri açık kalırsa oradan giren zararlı ültraviyole ışınları derilerini delip kanser yapabilir, bu nedenle çok özenli olmaları, hiçbir yerlerini atlamamaları lazım...

Yağlanma konusu açılmışken itiraf edelim; kumsalda güneşlenen yabancı kadınları çepeçevre saran Türk erkeğinin ortak fantezisi, kadının gülümseyerek kendisine dönüp 'Affedersiniz, sırtıma biraz yağ sürer misiniz?' diye sormasıdır. Plajlarımızın dili olsa da söylese; kaç bin bakir Anadolu erkeğimiz kızgın güneşin altında kendisine bu sorunun sorulmasını boş yere hayal etmiş, kızgın kumların üzerinde sabahtan akşama kadar tavuk gibi kızarıp telef olmuştur...

Ben güneş yağı sürmem...

Her yaz eşimin, ozon tabakasının delindiği ve yakında cilt kanseri olacağımla ilgili küçük konferansını gülümseyerek dinlerim... Atalarımız binlerce yıl güneşin altında gezdiler. Afrika da hala milyonlarca insan çırılçıplak güneşin altında geziyor hepsi cilt kanseri mi oluyor ki ben koca bir senenin bir haftasında, kısacık tatilimde güneşlenerek kanser olacağım... Ama onların cildi siyah derseniz bizimki de maşallah pek beyaz değil derim, süt şişesi İngilizler düşünsün...

Son günlerde gazetelere bakarsanız haberler hep aynı;

Ozon tabakası delindi...

Güneşin zehirli, öldürücü ve delici ışıkları tüm dünyayı kapladı...

Cilt kanseri sayısında muazzam bir artış var... (Siz de her an cilt kanseri olabilirsiniz demek istiyorlar...)

Dikkat edin, muhtemelen aynı sayfanın altında veya ertesi gün '90 korumalı yeni güneş yağlarının nasıl kanserden koruduğuna dair' bir yazı okuyacaksınız....

Firmaların rekabeti sonucu yağların 'koruma gücü' giderek artarak ve çeşitlenerek nerdeyse yüze yaklaştı... Birkaç yıla kalmaz üç yüz milyon koruma, iki trilyon korumayı duyarsanız şaşmayın...

Şimdiiiii... Bugün, ben size değişik bir şey söylüyorum, iyi dinleyin...

'Yeteri kadar güneş ışını almazsanız esas o zaman kanser riskiniz artar...'
Çalışmalar, güneşle sentezlediğimiz D vitamininin, başta kolon kanseri olmak üzere, akciğer, prostat kanseri ve lenfomaların oluşumunu önlediğini gösterdi. Özetle, 'Vücudumuzun kanserden koruyucu D vitaminini yeteri kadar sentez edebilmesi için güneş ışığına ihtiyacı var.'

Bazı bilim adamları son yıllarda kanser oranlarındaki artışın nedenlerinden birisi olarak modern yaşamın, hepimizi güneşten uzak, kapalı kümeslerde yaşamaya mahkum etmesi olduğunu düşünüyorlar. Bir güneş ülkesi olmamıza rağmen çoğumuzun, özellikle yaşlılarımızın ve çocuklarımızın, eskisi gibi güneş ışığı almadıkları bir gerçek. Kendi çocukluğunuzu bir düşünün... Sokakta, güneşin altında akşama kadar oynamaktan her yaz iki-üç kez kertenkele gibi deri değiştirdiğimi çok iyi hatırlıyorum. Modern yaşamın bizi güneşten uzaklaştırmasına bir de firmalarca pompalanan 'cilt kanseri korkusu' eklenince insanlarımız hepten güneşten kaçar oldular...

İşin gözden kaçan bir başka boyutu daha var. Ülkemizde bel ağrısı, sırt ağrısı, kas ve eklem ağrıları ile seyreden romatizmal hastalıkların; mutaassıp, tesettürlü bayanlarda, modern giyimi tercih eden bayanlara kıyasla çok daha fazla görüldüğünü düşünüyorum. En azından bana gelen hastalardan böyle bir intiba edindim... 'Aman kapatayım erkekler görmesin' derken güneş de görmüyor tabi...
Batı kültüründe ise bizde olduğu gibi 'yaşlandıkça kapanma' zihniyeti yoktur, hatta tam aksi nasılsa artık kimse bakmaz düşüncesi 'yaşlandıkça açılma'ya neden olur. Avrupa'daki parklarda, sokaklarda yürüyüş yapan kısa kollu, genç kız giyimli seksenlik teyzeleri görmüşsünüzdür. Yanınızdan vız diye geçip giderler. Aynı yaştaki bizim teyzelerimiz, yün fanilaların içinde, bellerinde kuşak, dizleri sarılı oturma odasında bir koltuktan diğerine zor yürürlerken onlar turistik turlara katılıp dağ bayır geziyorlar... Bunun bir nedeni, Batı insanının, yürüyüş ve sporu bir hayat tarzı olarak benimsemesi, diğer nedeni ise 'güneşsiz ülkelerinde' bile bizim kadınlarımızdan daha fazla güneş ışığı almalarıdır. Bu tezin, benim basit bir gözlemim olmadığını üniversitelerimizde yapılacak küçük bir araştırma gösterecektir. Eh üniversitelerimizin bir görevi de ülkenin sorunları ile ilgili bilimsel araştırmalar yapmak değil mi?!...

Yerimiz doldu... Tatile gidecekseniz, güneşlenmeden ve güneş yağlarınızı almadan önce perşembe günkü yazımı okuyun; bu sene güneşin altında saatlerce yatmaktan da Kırkpınar pehlivanı gibi yağlanmaktan da vazgeçebilirsiniz...

Cilt kanserlerinin en tehlikelisi ve en hızlı ilerleyeni 'melanoma' adını verdiğimiz türüdür. ABD'deki tüm kanser ölümlerinin %1 buçuğunu yapıyor. Genetik geçiş melanoma ve cilt kanserlerinin oluşumunda çok önemli. Beyaz tenli, sarışın, kızıl saçlı, açık renk gözlü olanların riski, bizim gibi kumral esmer-ırka kıyasla 6 misli fazla. Bu yüzden kuzey Avrupa ülkelerine göre şanslıyız

Şimdi işin diğer yönüne bakalım. Bilim adamları laboratuvardaki hayvan çalışmalarında vitamin D'nin anormal hücre büyümesini engellediğini göstermişler. Son üç ayda, D vitamininin kanseri önlemede ve kanser tedavisinde etkili olduğuna dair dört araştırma daha yayınlandı ve D vitamininin başta kolon kanseri olmak üzere, prostat kanseri, akciğer kanseri ve lenfomada, hatta cilt kanserini önlemede bile etkili olduğu ispatlandı.

Ancak bizim gibi kumral/esmer tenlilerin yeterli D vitamini sentezi için beyaz tenlilere göre daha fazla güneş ışığı almaları gerekiyor. Basitçe şöyle söyleyebiliriz; beyaz tenli bir kuzey Avrupalı'nın 15 dakikada sentezlediği D vitamini için bizim yarım saat, zenci bir Afrikalı'nın ise bir saat güneşte yatması lazım. Yani bizim insanımızın arabayla evden işe işten eve gidişi sırasında aldığı ışıkla D vitamini ihtiyacını karşılaması zor..

Eğer güneş ve D vitamini iddia edildiği gibi kolon, prostat, akciğer gibi diğer kanser türlerinin gelişimini azaltıyorsa % 1 buçuğa razı olup güneşlenmek sizce de akıllıca olmaz mı?
Buraya kadar olan kısmın özeti şöyle; 'Güneş ışınlarını akıllıca kullandığınız takdirde prostat, bağırsak, akciğer kanseri olmanızı önleyici rolü var; buna karşılık dozunu kaçırırsanız cilt kanseri olma ihtimaliniz artıyor...'

Hem güneş ışığından yararlanmak hem cilt kanseri riskini artırmamak mümkün mü? İşte size önerilerim;

Hayatın kaynağı olan güneş, söylenildiği gibi sağlığımız için tehlikeli değil aksine son derece yararlıdır. Kas, eklem ağrıları, romatizma, kanser türleri ve mültipl skleroz hastalığı üzerinde olumlu etkileri gösterilmiştir. Ben sizin yerinizde olsam milyonlarca yıldır altında dolaştığımız güneşten korkmam. Önemli olan; yaz tatillerinizde cildinizde yanık oluşturmadan, günde 10-15 dakikadan başlayıp, güneşlenme zamanınızı tedricen artırarak ve cildinizi alıştırarak güneşlenmeniz... Tekrarlayan şiddetli güneş yanıklarının ve saçı olmayanların kafasında oluşan yanıkların cilt kanseri ile ilişkisi gösterilmiştir ama 'cildinizde yanık oluşturmadan tedrici güneşlenmenin' cilt kanserine neden olduğu ispat edilememiştir. 'Sakın güneş yağı sürmeden güneşe çıkmayın yoksa cilt kanseri olursunuz' demek 'Sakın denize girmeyin boğulursunuz' demeye benziyor. Güneşin kızgın olduğu saatlerde mutlaka gölgeye kaçın. Çocuklarınızın bu saatlerde çıplak güneşin altında dolaşmasına izin vermeyin. Benim gibi güneşten faydalanma şansınız koca bir yıl içinde bir hafta-on günü geçmiyorsa, araya yağ ve kimyasal maddeleri sokmadan vücudunuzun azar azar güneşten faydalanmasına izin verin. Satın aldığınız güneş yağlarının içinde Para Amino Benzoik Asit, Octyl Methoxycinnamates, Benzofenon ve Titanyum Oksit gibi kimyasal maddeler vardır. Her gün yeni çeşitleri piyasaya sunulan bu yağların yeterince kontrol edildiğini ve uzun yıllar devam eden klinik çalışmalarla zararsız olduklarının kesin olarak gösterildiğine inanabiliyor musunuz? Ben inanmıyorum... The Sunday Times kaynaklı bir makalede, Norveçli bilim adamlarının, güneş yağlarının % 90'ında bulunan Octyl Methoxycinnamate'ın, düşük dozlarda bile fare hücrelerini öldürdüğünü gösterdiği yazıldı. Kalitesiz ve bayat güneş yağlarının benim de birkaç hastamda şahit olduğum cilt mantarına neden olma tehlikesi de cabası... En önemlisi şu; güneş yağları (en yüksek koruma faktörlü olanlar bile) basit cilt kanserlerinden korunmada etkili olsalar bile esas korktuğumuz 'melanoma'yı önleyemiyorlar. Bu yüzden sakın 'Nasılsa güneş yağı sürdüm deyip akşama kadar güneşin altında yatmayın...'
Şimdi esas gelelim bu ülkenin deniz ve havuz lüksü olmayan insanlarına....

Abilerim, ablalarım, sağlığınız için fırsat bulduğunuz her yerde günde 10-15 dakika kendinizi güneşe gösterin. Bu şekilde tedrici güneşlenme yaz tatillerinde bir haftaya sıkıştırılmış yoğun güneşlenmeye kıyasla çok daha faydalıdır. Anne ve babalarınızı güneşlenmeleri için teşvik edin. İnsanlar yaşlandıkça ciltlerinin D vitamini sentez etme yeteneği azalıyor. Buna birde ülkemize has 'aman günah olur', 'aman yel vurmasın', 'aman üşütmeyeyim' korkuları eklenince yaşlılarımız, esas ihtiyaçları olan yıllarında D vitamininden mahrum kalıyorlar. Balkon, bahçe, teras, çatı, nereyi bulursanız soyunup on-on beş dakika güneşe dönün ama komşularınıza dikkat edin yanlış anlamasınlar... Parkta veya balkonda güneşlenirken polis teşhircilikten yakalarsa bu yazımı kesip gösterebilirsiniz... Bu arada gazetemin sayın avukatlarından, bu yaz Anadolu'da namus cinayetlerinin artması halinde, yeni ceza yasasına göre yazım dolayısı ile benim bir sorumluluğum olup olmayacağı konusunun araştırılmasını rica ediyorum...

Dr. Murat Kınıkoğlu

muratkinikoglu@yahoo.com



Bu yazı 11,018 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Ağustos 2014 Kansere karşı böğürtlen yiyin
    • 10 Temmuz 2010 Güneşten korkmayın
    • 22 Nisan 2009 Yiyeceklerdeki gizli kanserojenler
    • 19 Eylül 2008 Kırmızı biber kanser hücrelerini öldürüyor!
    • 28 Ağustos 2008 ‘Arı sütü’ kanseri önlüyor!
    • 28 Ağustos 2008 Kadınlara 'kanserden korunma rehberi' II
    • 10 Temmuz 2008 Kadınlara özel 'kanserden korunma rehberi'

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,124 µs