En Sıcak Konular

Arzu Aygen



Arzu Aygen
9 Temmuz 2009

Genlerle bilimkurgu



Korkutucu tohum üreticileri, yani genlerini değiştirdikleri tohumları çoğaltan uluslararası dev şirketler Meclis’imize baskı yapıyor. “Korkunç tohumlarımız ülkenize serbestçe girsin, ithal edilsin, ekilip biçilsin, yenilip içilsin” diyorlar.

Son on senedir, Türkiye üniversitelerinden kiraladıkları bilimci adamlara bu tohumlar hakkında pembe masallar yazdırıyorlar. Bol dolarlı propagandalarına göre, korkunç tohumlar dünyada açlığa çare olacak”mış”. Böcek ilacı ve yabani ot ilacı kullanılmayacak”mış”.  Kuraklıkta bile susuz ürün alınacak”mış”.

Gerçekten mi?

Gazap Üzümleri’nde Steinbeck, topraklarına haciz gelen, iflas eden, malını mülkünü bırakıp gitmek zorunda kalan Amerika’nın küçük çiftçilerini anlatır. Toprakları büyük şirketlere, sermayeye kalmış, çiftçiler ucuz iş gücü olarak şehirlere göç etmiştir.

Korkunç tohumların ülkemize girişi yasalarla serbest bırakılırsa neler olacak?

Küçük çiftçilerimiz tehlikede

Küçük çiftçilerimizin yerli, doğal tohumları bulmaları, satın almaları zorlaşacak; hatta yasaklanacak. Korkunç tohum almaları yönünde teşvikler (baskılar) olacak. Korkunç tohum şirketleri küçük çiftçilerimize, sanki kara kaşlarının hatırı için, krediler dağıtacak.

Korkunç tohumların yanında böcek ilaçlarını ve ot ilaçlarını da kullanmak ve aynı şirketten satın almak zorunda kalacaklar. Paraları yoksa tohum şirketinden borç alacaklar. Bunların tefeciden de kötü olduğunu, trende bir tarak alana cımbızı bedava veren satıcı gibi tokgözlü olmadıklarını bilmeyecekler.

Daha ürün toprağa girmeden büyük bir borca girmiş, tarlalarını ipotek ettirmiş olacaklar. Mahsul zamanı korkunç şirketin vaad ettiği kadar ürünü yetiştirirlerse zengin olacaklarını hayal edecekler. Ekimden hasada kadar kendi tarlalarında tohum şirketinin ırgatı gibi çalışacaklar. Vaatler tutmazsa iflas edecekler. Tarlalarını kaybedecekler. Hindistan’da Monsanto’nun korkunç pamuk tohumlarını ekip de iflas eden küçük çiftçiler gibi, Allah göstermesin, canlarına kıymayı düşünecekler.

Korkunç tohumlardan çıkan mısırı, pamuğu satın alacak olan şirketler de korkunç tohumcuların akrabaları olacak. Ürünler onların söylediği fiyattan alınacak. Piyasa koşullarını onlar belirleyecek. Onların dediği olacak. Dünyayı onlar kontrol edecek.

Devlet kurumlarının söz söyleyecek mecali kalmışsa bile esrarengiz büyük biraderlerinin yardımıyla susturacak ve istediklerini gene yaptıracaklar.

Çiftçilerimiz iflas etmekten kurtulsa bile, her sene yeni tohum, yeni böcek ilacı, yeni ot ilacı almak zorunda kalacaklar. Tohum şirketlerine devamlı borçlu veya bağımlı hale gelecekler. Emredileni ekecek, emredileni biçecekler. Milletin efendisi değil, şirketlerin kölesi olacaklar.

Zamanla (hemen değil, onyıllar içinde) küçük çiftçilik yok olacak. Hasan Emmi’nin, Zühtü Dayı’nın babadan kalma topraklarının tümüne Monsantogiller, Syngentagiller, Rockefellergiller ve Türkiye'deki "soylu" ahbapları sahip olacak (isimler tamamen hayal ürünüdür). Burada, kendilerinin ve diğer "seçkinlerin" yiyeceği doğal tohumları veya halkın yiyeceği korkunç tohumları ektirecekler.

Sağlığımız tehlikede

Hitler’in ari seçkinleri yiyecekleri doğal ve temiz gıdalarla gittikçe daha da seçkinleşecek, güzelleşecek ve gençleşecekler. Korkunç tohumları yiyecek olan halk ise garip alerjilerle, garip kanser türleriyle, garip hastalıklarla boğuşacak. Seçkinlerin hastanelerine yatacak, onların ilaçlarını ve kısırlık tedavilerini kullanacak. Onlara hep para kazandıracak.

Seçkinlerin televizyon kanalları çocuklar için korkunç tohumlardan üretilmiş gazlı içeceklerin, şekerlemelerin, cipslerin reklamlarını yayınlayacak. Televizyonlarındaki haberlerde iflas eden çiftçilerden, korkunç tohumlardan, kısırlığın ve kanserin neden arttığından hiç bahsedilmeyecek.

Korkunç tohumların vereceği korkunç zararları açıklayan bilim adamları Meksikalı Prof. Ignacio Chapela gibi işinden atılacak veya Prof. Dr. Şeminur Topal gibi laboratuarından, öğrencilerinden ayrı düşürülecek. Hatta sudan sebeplerle günün birinde hapse atılacak.

Hâlâ çocuk doğurabilen azınlık, belki de doğuştan organları eksik veya hasta bebekler getirecek dünyaya. Anneler bebeklerine mama yapmak için gerçek bir buğdaydan yapılmış nişastayı hiç bulamayacak. Küçük çocuklara içirilecek bir yudum temiz süt kalmayacak. Bu sırada inekleri de klonlamış, çok doğuran tavşanların genlerinden eklemiş olacaklar. Veya çok süt vermeleri için, genlerini değiştirdikleri bakteriden üretilmiş hormonu enjekte edecekler. 

Gıda bizim için gıda olmaktan çıkacak. Allah’ın yarattığı gerçek bir domatesi mi, yoksa insan müdahalesiyle bozulmuş domates-kutup ayısı genlerinden karıştırılmış bir şeyi mi yediğimizi hep merak edeceğiz. Şüphe, kuruntu, tedirginlik hâkim olacak sofralarımıza. İnce kabuklu pembe kirazlar hayal olacak. Erik kadar sert, standart, sevimsiz kirazlar kaplayacak her yanı.

Ruh ve beden sağlığımızı koruyan doğal ve temiz gıdalara erişemeyeceğimiz için depresif, mutsuz olacağız. Kemiklerimiz pek gelişmeyecek. Dişlerimiz erken dökülecek. Hemen saçımız beyazlayacak. Kafamızı fazla çalıştıramadan, seçkinlerin buyurdukları işlerde çalışacağız. 

Anadolu’nun binlerce yıllık gen hazinesi tehlikede

Korkunç tohumların ekildiği tarlalardan, komşu tarlalara polenler uçacak. Doğal ve temiz tohumlarımız bu korkunç polenlerle kirlenecek. Mesela buğdayın gen kaynaklarının bulunduğu, binlerce yıldır buğday ekilen Urfa’ya, Mardin’e korkunç tohumlarla buğday dedikleri şey ekilirse, binlerce yıllık yerli buğday türlerimiz kirlenecek ve zamanla, yok olacak.

Arılar korkunç polenlerle bal yapmaya çalışacak. Tarla fareleri korkunç tohumları yiyecek. Yılanlar bu fareleri, çok uzaktan uçup gelmiş leylekler de bu yılanları yiyecek. Bütün canlılar, otlar, böcekler, hayvanlar birbirinden etkilenecek. Aynı insanlardaki gibi, daha önce görülmemiş hastalık türleriyle boğuşacak, belki de toptan yok olacaklar.

The World according to Monsanto (Monsanto’ya Göre Dünya) isimli belgeselde, korkunç soyalı tarladan her gün geçmek zorunda kalan fakir çocuğun ayaklarında çıkan garip yaralar gibi yaralarımız olacak. Hiç korkunç tohum ekmemiş Meksika’nın bir dağ köyünde doğal mısırların genlerinin bozulması gibi, en doğal zannettiğimiz yabani otun geninde bile değişiklikler olacak. Rüzgar, kuşlar, böcekler korkunç polenleri, hiç bilmeden, çok uzaklara taşıyacak.

Kimyasal ilaç bile girmemiş tertemiz topraklarımıza, mesela Iğdır’a korkunç tohumlar ekilecek.

İlaç olarak kullandığımız yabani karabaş otumuz patentlenecek. Bir gün sizin bahçenizde biterse başkasının “ticari” malını ektiğiniz için dava açılacak. Hâlâ kalırsa, bütün kekiklerimiz, buğdaylarımız, hindibalarımız, Osmanlı çileklerimiz onların malı olacak.

Toprak isyan edecek. Yıpranacak. Verim vermeyecek. Küsecek.

Korkunç tohumlarla dünya yemyeşil olacak. Yemyeşil bir çöl… Bu çölde sadece korkunç tohumlar olacak. Arısız, leyleksiz, kuşsuz (ve belki de insansız, yani “halksız”) bir çöl.

Biyogüvenlik Yasası bir an önce çıkmalı

Biz bolluk bereket içinde yaşayan bir ülkeyiz, çok şükür. Korkunç tohumlara hiç ihtiyacımız yok. Aslında hiçbir ülkenin ihtiyacı yok.

Biyogüvenlik Yasası bir an önce çıkmalı. Korkunç tohumların ülkeye adım atmasını, ithal edilmesini, ekilmesini, tüketilmesini kesinlikle yasaklayan bir yasa çıkmalı. Doğal bitki ve hayvanlarımızın korkunç şirketler tarafından patent altına alınması engellenmeli. Patent alınacaksa devlet kurumlarımız almalı ve milli servetimiz olarak tescillenmeli.

Kendimizi korkunç tohumlardan, korkunç şirketlerden koruyacak olan bir yasa çıkmalı. 

Doğal ve temiz gıda hepimizin hakkı.



Bu yazı 2,895 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Şubat 2016 Obezite ameliyatçısı geldi haniiiymmm!
    • 28 Kasım 2015 İstanbul'da toprak, çayır ve beton
    • 18 Kasım 2015 Kuru Fasulye Piyazı
    • 18 Ekim 2015 Okul kantinlerinde 3 renk çocukları kurtarır mı?
    • 25 Ağustos 2015 Anadolu için tarhana vakti
    • 19 Ağustos 2015 Tabağınızdan domuz çıkabilir!
    • 15 Ağustos 2015 Domatesle yapabileceğiniz bir sürü güzel yemek
    • 22 Temmuz 2015 Devedikeni lifiyle peynir mayalama denemeleri
    • 10 Temmuz 2015 Deniz börülcesi nasıl ayıklanır? Nasıl pişirilir?
    • 22 Haziran 2015 Fotoğraflarla dut pekmezi belgeseli
    • 13 Haziran 2015 Facebook için yaşamak
    • 30 Mayıs 2015 Güle aşık oldum
    • 25 Mart 2015 Örgü peynir, örgü çörek
    • 30 Ocak 2015 Bir çeşit kıyılmış lahana turşusu: Ekşi lahana
    • 11 Aralık 2014 Kobayım olur musun?
    • 23 Kasım 2014 Anneyle bebeği ayırma planı!
    • 18 Eylül 2014 Okula giden çocukların beslenme çantası nasıl hazırlanmalı?
    • 22 Ağustos 2014 Hazır alma, anneannen gibi kendin yap!
    • 20 Ağustos 2014 Evde ekşi mayalı ekmek (yeni tarif)
    • 5 Ağustos 2014 “Deniz kenarında oynayan çocukları vur!”

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,550 µs