En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ayten Altıntaş



Prof. Dr. Ayten Altıntaş
6 Eylül 2010

Ramazanda ruhun gıdası 'güzel koku'



Her Ramazan gelince özellikle Ramazanın on beşinden sonra daha çok “Güzel Koku” duymak ve kullanmak isterim. Bu isteğim Topkapı Sarayında uygulanan bir geleneği öğrendikten sonra başladı ve her yıl artarak sürüp gidiyor. Topkapı sarayında uygulanan  “Buhur Suyu” hazırlama geleneği ve burada hazırlanan Buhur Suyu formüllerinin beni çok etkilediğini itiraf ederim.

İslam dünyasında güzel koku kullanmak çok önemli bir gelenektir. Bu gelenek Osmanlıda da aynen devam etmiş ve hiç ara vermeden Sarayda ve halk arasında uygulanmıştı. Osmanlılar güzel kokulara çok meraklılardı. Sultandan en basit halka kadar herkes güzel kokuyu yaşamlarının her safhasında kullanıyor, özellikle esans, çiçek yağı dediğimiz ağır kokulardansa gülsuyu, buhur suyu denilen su esanslı daha hafif kokuları tercih ediyorlardı.

Bu kokular onu en iyi hazırlayan esnaftan satın alınıyor veya hazırlattırılıyordu. Bunun için de yüksek bir bedel ödüyorlardı.

Ramazanda güzel kokunun yeri ise çok ayrı ve özeldir. Bilindiği gibi güzel koku ruhun gıdasıdır. Bunu Osmanlı hekimleri hep yazarlar. Güzel koku ruhu besler ve ışıklandırır. Ramazanda oruç tutularak ruhun beslenmesi sağlanırken güzel kokularla bu hal arttırılır. Topkapı Sarayındaki bu gelenek özellikle Ramazanın yarısından itibaren uygulanarak, iyice incelen gönüllere bir cila olarak düşünüldüğünü zannediyorum. Güzel koku ile ilgili geniş bir kültürümüz var. Benim burada anlatacağım bu büyük kültürün sadece ufak bir parçasıdır.

Topkapı Sarayında özel olarak hazırlanan “Buhur Suyu” Ramazana has bir özel kokudur. Geleneksel olarak her sene hazırlanır ve Ramazanın on beşinci gününden itibaren takdim edilirdi. Bu konu ile ilgili bilgiye 1708 tarihli “Çamaşırcı Başı” Yusuf Ağa’nın tuttuğu defterden ulaşıyoruz. Burada hazırlanışı ve dağıtımı ile ilgili birçok bilgi var. Çamaşırcı başı Yusuf Ağa bu kayıtları Sultan III. Murat için hazırlamıştı. Her padişah için farklı bir koku hazırlanabilirse de bunun buhur suyu formülündeki ufak değişikler olduğunu sanıyorum. Esas aynı olup, her Çamaşırcı başı kendine has değişiklik yapabiliyor veya Padişahın, Valide Sultanın özellikle hoşlandığı koku tonunu(içine koyduğu maddelerden bazılarını) arttırarak veya azaltarak daha çok beğenilmesini sağlayabiliyordu. Buhur Suyu bir çeşit parfüm veya kolonya diyebileceğimiz bir şeydir. Tabii ki alkolsüz ve gülsuyunda hazırlanmış bir parfüm.

Buhur Suyu Topkapı Sarayının mutfaklar bölümündeki Helvahanede kaynatılırdı.  Bildiğimiz kadarıyla bu kokulu sular  “Seferli Odası” diye adlandırılan bir gurup saray görevlileri tarafından özel olarak hazırlanırdı. Bu imalata “Çamaşırcı başı” başkanlık ederdi. Bu şahıs Sultanın çamaşır ve giyiminden sorumlu olup, sarayda yaşayan bir üst görevlidir.

Seferli odası kadrosunun tecrübelileri günlerce süren çalışma ile elde ettikleri Buhur Suyu’nu Padişaha, saray halkına ve devletin üst kademelerine takdim ederlerdi.  

Bu kayıtlardan öğrendiğimiz kadarıyla hazırlanan iki çeşit buhur suyu vardı. Biri özellikle padişah ve vezirler gibi üst görevlilere sunulan “Beyaz buhur suyu”, diğeri de daha az malzemeli olarak hazırlanıp sarayın iç halkına ve saray dışındaki önemli görevlilere takdim edilen “Kırmızı buhur suyu” idi. Bu iki parfüm formülünü özet olarak aşağıda veriyorum;

Beyaz buhur suyu:

I.Aşama: Sarı sandal (lignum santal), buhuru meryem( tubera cyclamen), asilbend (gummi benzoe), öd ağacı( lignum aloes)  belli ölçülerde alınır, ince özel bezlere ayrı olarak sarılır ve bağlanır. Kaynatılacak büyük bir kazana konur ve kazan gülsuyu ile doldurulur. 12 saat hafif ateşte kaynatılır. Soğuması için bekletilir çıkınlar sıkılır, çıkarılır. Bu su ikinci bir muameleye tabi tutulur;

II. Aşama: Yukarıda alınan kokulu su ayrı bir kapta: Sarı sandal (lignum santal), yağlı buhuru meryem (tubera cyclamen), öd ağacı (lignum aloes), kalenbek tozu (lignum aquilaria) ve asilbent (gummi benzoe) ile gene aynı şekilde 12 saat kaynatılır. Ateşten inince el dayanır sıcaklıkta içine az miktarda misk ve hazırlanan sıvı kadar özel “çiçek suyu” katılır. Bunlar ilavesinden sonra güğümlere alınır, ağzı güzelce kapatılır ve çalkalanır. Ne kadar çok çalkalanırsa kokusu o kadar güzel olur.

Kırmızı Buhur suyu:

Ayrı bir özel kapta gül suyu koyup kaynatılır, kaynatılırken içine lotur (symplocos racemosa roxb) ve bir miktar çöğen tohumu (anthoenemum glaucum) konur ve gene kaynatılır. Ayrı bir kapta Sarı sandal, buhuru meryem, asilbend ve öd ağacının ince bezlerle sarıldıktan sonra gül suyu içinde 12 saat kaynatılıyor ve bu su alınıyor. Bu iki kokulu su karıştırılıyor ve içine kırmızı renk verecek kırmız (coccinellae) konup karıştırılıp ateşten indiriliyor. Parfüm sekiz saat sonra kullanmaya hazırdır.

Buhur suyu imal etmek, başlangıcından sonuna kadar her aşaması ayrı bir ritüelle ve bir bayram havası içinde yapılıyordu. Kokular hazırlanınca takdim için özel kaplara paylaştırılıyordu. Bu kaplar tahmin edeceğiniz gibi fevkalade zarif billur şişelerdi. Genellikle Venedik’ten getirtilen altın yaldızla süslü şişeler kullanılırdı. Padişahın şişesi belki de mücevherlerle süslü olurdu. Bu şişeler çok özel ipek bohçalara sarılırdı. Bu bohçalar takdim edilen kişiye özel işlemelerle bezeli olur, o da özel süslü tepsilere konurdu.

Buhur suyu takdimi Ramazanın on beşinci günü özel merasimle yapılırdı. Bunları kimlerin kimlere sunacağı önceden belirlenirdi. Bu takdim karşılığı getirene ihsanda bulunulur, uygun bir akçe verilirdi.  Padişah, buhur suyunu sunan çamaşırcı başı’ya 15 altın ve hediyeler verirdi. Saray halkına ve devletin üst görevlilerine sunulan Buhur Suyu aynı zamanda Hırka-ı Şerif alayına davetiye yerine geçerdi.

Koku dünyasıyla ilgilenen birisi olarak Buhur Suyunun formülü, içine konan maddeler, miktarları ve hazırlanış şekliyle çok özel olduğunu düşünüyorum. Takdim şekli, o zarafet ve ihtişam ise hayranlık uyandırıcı. Hepsinin üstünde o padişahlara takdim edilen kokuyu merak ediyorum. Keşke biz de koklayabilsek.



Bu yazı 4,462 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 12 Ocak 2011 Sabuna ihanet etmeyin!
    • 6 Eylül 2010 Ramazanda ruhun gıdası 'güzel koku'
    • 31 Mayıs 2010 Ekmekler karardı!
    • 8 Mart 2010 'Saç'ı çözmek!
    • 17 Ağustos 2009 Bir kaşık gülbeşeker lütfen
    • 20 Temmuz 2008 Unutulan bir ilaç bergamot
    • 1 Temmuz 2008 Bunaltıcı sıcaklarda en iyi serinletici gülsuyu

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,739 µs